BASIN BİLDİRİSİ

BASIN AÇIKLAMASI

            Bilindiği üzere, Tunceli Belediyesi’ndeki tabelaların “Dersim” şeklinde değiştirilmesi yönünde Tunceli Belediye Meclisi tarafından bir karar alındığı, Tunceli Belediyesi resmî internet sayfasında 22.05.2019 tarihinde ilân edilmiştir. Söz konusu karara gerekçe olarak kent kültürünü, bilincini ve tarihini yaşatmak gösterilmiştir. Ayrıca kararın oy çokluğu ile alındığı da belirtilmiştir.

            Türk Hukuk Enstitüsü olarak, herşeyden önce belirtmek isteriz ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bir hukuk devletidir. Her hukuk devleti gibi idarenin bütün eylemleri ve işlemleri, hukuka uygun olmak durumundadır. Aksi takdirde, hukukun üstünlüğü yerine “keyfîlik” odaklı bir yönetim modeli ortaya çıkar ki bu da meşru uygulamalardan ziyade her yöneticinin şahsî eğilimlerinin tatmin edildiği gayrımeşru bir yaklaşımın kökleşmesine ve yerleşmesine yol açar. Bu sebeple ister atanmış ister seçilmiş olsun her kamu görevlisi, her seviyede ve her durumda, hukuka uygun hareket etmek ve hukukun üstünlüğünü gözetmek yükümlülüğü altındadır.

Tunceli Belediye Meclisi’nin almış olduğu bu karar, tam da işaret ettiğimiz bu tehlikenin somutlaşmış hâlini yansıtmaktadır. 5393 sayılı Belediye Kanunu’na göre isim değişikliği yapma yetkisi ve sınırları, gayet açıktır. Bu uygulamayla Tunceli Belediye Meclisi, yetkilerini aşmakta ve Tunceli Belediye Başkanı da fiilî bir durum yaratarak bir “oldu-bitti” ile hukuku ayaklar altına almaktadır.

Öte yandan Tunceli Belediye Meclisi’nin sahip olmadığı bir yetkiyle aldığı bu karar, yine hukuk devleti ilkesinin vazgeçilmez bir ilkesi olan “çok partili seçimler yoluyla ortaya çıkan seçmen iradesinin istismarı” niteliğindedir. Zira Tunceli Belediye Meclisi’nin oy çoğunluğuyla aldığı bu karar, kesinlikle millî iradeyi yansıtmamaktadır. Çünkü millî irade, temsilcilerine, kendisi adına karar verme yetkisini, sadece meşru sınırlar içinde verir. Dolayısıyla seçmen, iradesinin gayrımeşru bir şekilde kullanılmasına izin vermez, hukuka aykırı eylemlerin ve işlemlerin gerçekleştirilmesine rıza göstermez. Seçmenlerin kullandığı oylar, hukuka aykırı eylemlerin bir dayanağı olamaz. Bu sebeple Tunceli Belediye Meclisi’nin aldığı bu karar, hukukî nitelik itibarıyla yok hükmündedir ve bu yönüyle de anti-demokratiktir.

Kamuoyunun gündeminde önemli bir yer tutan bu uygulama karşısında, yetkili makamlar derhal harekete geçmeli ve yapılan bu hukuka aykırı işlemle ilgili yasal takibat, gecikmeksizin başlatılmalıdır. Zira bu konuda gösterilecek bir hoşgörü, yine hukuk devleti ilkesinin vazgeçilmez bir ilkesi olan ve Anayasamızın 125. maddesinde de yer alan “İdarenin her türlü eyleminin ve işleminin yargı denetimine tâbi olduğu” yönündeki hükümle çelişmiş olacaktır. Ayrıca, böylesi keyfî bir uygulamayla ilgili gerekli adımların atılmaması durumunda, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının hukuk devleti ilkesine olan güveni zedelenecek, “hukuk ihlâlleri” hayatın her alanına yansıyacak, en kötüsü de “keyfî karar alma” ve “ihkak-ı hak” eğilimi, güçlenecektir.

Konunun bir başka boyutu da Türkiye’nin içinden geçtiği süreçle yakından alakalıdır. 15 Temmuz hain darbe girişimiyle işgal ve iç savaş tehlikesinin eşiğinden dönen Türkiye, devam eden süreçte, aynı merkezler eliyle fakat daha farklı yollarla ve çok boyutlu olarak kuşatılmak istenmektedir. Söz konusu kuşatmanın bir ayağını da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucu değerleri olan “üniter ulus devlet”in hedef alınması oluşturmaktadır. Bu çerçevede, yakın dönemde de gündeme gelmiş ve sonrasında rücu edilmiş “Çözüm Süreci” uygulamalarının bir yansıması olarak yer adlarının değiştirilmesi, masum girişimler olarak kabul edilemez. Zira yer adları, doğal tapu niteliğindedir ve temsil ettiği değerler bakımından da siyasal tercihlerin bir göstergesidir. Bu sebeple Tunceli Belediye Meclisi’nin aldığı bu karar, Batılı emperyalist güçlere karşı ağır bir bedel ödeyerek mülkiyetini terk etmediğimiz bu topraklarda kurduğumuz ve kadim Türk devlet geleneğinin mümessili olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kaderiyle ilgili yaptığı tercihi göstermesi bakımından ibretliktir. Dolayısıyla Türk Hukuk Enstitüsü olarak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucu değerleriyle ilgili hassasiyete sahip her kurumu ve kuruluşu da bu noktada tavır almaya ve safını belli etmeye davet ediyoruz.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.