Bir Grup Akademisyenin İmzaladığı Bildiriye İlişkin Kamuoyu Açıklaması

Bu yıkım ve ihanet zincirinin bir parçası olarak, 10 Ocak 2016 tarihinde, kamuoyunun malumu olan “Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı söz konusu bildiride özetle; “Türkiye Cumhuriyeti devletinin egemenliği altındaki bazı bölgelerde tüm temel hak ve özgürlükleri ihlal ettiği, kasıtlı bir kıyım yaptığı dile getirilmekte ve sözde “barış” için müzakere talep edilmektedir”.

Gerçekle alakası olmayan bu iddiaların, bir algı yönetimini için dile getirildiği aşikârdır. Bildiriye imza koyan “akademisyenlerin”, savaş olarak nitelendirdiği ancak esasında terör faaliyetlerinden ibaret olan olaylarda, taraflardan birinin “meşru hukuk düzeni” diğerinin ise PKK terör örgütü olduğu apaçık ortadadır. Bu gerçeğin üstünü örterek, terörü meşru gösterme çabasının ihanete ortak olmaktan başka izahı yoktur. Zira, otuz yılı aşkın bir süredir on binlerce masum insanı katleden bir terör örgütü adına, devlete barış çağrısı yapılması ne mantıkla ne hukukla açıklanabilir bir durumdur.

Buradan söz konusu bildiriyi imzalayan “akademisyenlere” soruyoruz: Yıllardır üniversitelerde kamplaşan terör örgütü, öğrencilerin anayasa ile teminat altına alınmış olan, eğitim ve yaşam haklarına kast ederken, üniversite öğrencilerini hunharca katlederken, bu “saygın akademisyenler” engel olmak için hangi müspet girişimde bulunmuşlardır?

Hâlihazırda izlenen politika, terörle müzakere değil mücadele edilmesi gerekliliğinin geç de olsa anlaşılmasının bir sonucudur. 1982 Anayasası’nın 5. maddesinde ifade edildiği üzere; “Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak devletin temel amaç ve görevlerindendir”.

Akıl, vicdan ve izan sahibi hiç kimse bu coğrafyada, masum insanların ölmesini meşru ya da kabul edilebilir göremez. Ancak, bu kaos ortamının ortadan kalkması ve huzurun hakim olması, toplumun geniş bir kesimince isteniyor ise yapılması gereken, devletin terörle mücadele konusundaki kararlılığına destek vermek, terör örgütünün iktisadi ve içtimai kaynaklarını ortadan kaldıracak şekilde siyasi ve sivil görünümlü uzantıları üyelerinin suç teşkil eden eylemlerinin ve beyanlarının cezalandırılmasını sağlamaktır.

Bir hukuk devletinin sınırları dâhilinde şiddet uygulama tekeli, yalnızca devlete aittir. Devlet mekanizması başta Anayasa olmak üzere hukuk düzeni tarafından kendine verilen yetkiler çerçevesinde kamu düzenini sağlamak amacıyla kamu güvenliğine kastedecek tüm unsurlarla mücadele etme noktasında elinden gelen gayreti göstermek zorundadır. Türkiye Cumhuriyeti devletinin, Türk Toplumunu koruma ve kollama görevinden kaynaklanan görev ve sorumlulukları vardır. Kamu adına bu görev ve sorumlulukları icra eden güvenlik kuvvetlerimizin bariz iftiralara maruz bırakılması, akıl ve vicdan sahibi herkesi rahatsız edecek bir durumdur. Unutulmamalıdır ki gerçeğe saygısı olmayanın hiçbir şeye saygısı olmaz.

Akademik özgürlük; bir akademisyenin çalışma yapmış olduğu alandaki bulgu ve tespitleri nedeniyle herhangi bir tehditle karşı karşıya kalmaması, bu konudaki tespit ve görüşlerini apaçık bir şekilde topluma ifade edebilmesidir. Bu bağlamdaki akademik özgürlük; bir hukuk toplumunun ve bilimsel gelişmenin olmazsa olmazıdır. Ancak ilgili olayla bağlantılı olarak bırakın bir akademik çalışma yapmayı, daha yaşanan olayların gerçekliği hakkında ortalama bir bilgiye sahip oldukları bile şüpheli olan ilgili kişilerin; terör örgütünün yurt içi ve yurt dışında zor durumda olduğu bir süreçte “örgüt ağzı” ile oradaki meşru devlet güçlerini “kıyım” yapmak ile suçlayarak Türk Devletini uluslararası kamuoyunda zor durumda bırakmak için ele aldıkları ve birçok suç unsuru içeren bu bildirinin akademik özgürlük içerisinde mütalaa edilmesi mümkün değildir. Unutulmamalıdır ki bir hukuk devletinde kişilerin isimlerinin önünde bulunan unvanlar kişilere suç işleme ayrıcalığı vermez!

Türk Hukuk Enstitüsü olarak, söz konusu bildiriyi imzalayanlar başta olmak üzere herkesi öncelikle mevcut gerçeklerle yüzleşmeye çağırıyoruz. Hiç kimse unutmamalıdır ki; medeniyetleri öğüten bu coğrafyada geçtiğimiz bin yıl nasıl ki Türk Milleti var olduysa, mahşere kadar da aynı şekilde var olmaya devam edecektir. Bu konuda muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur.

Bu vesile ile hain ve alçak terör saldırıları nedeni ile şehit olan tüm güvenlik güçlerimize ve vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, kederli ailelerine ve necip milletimize başsağlığı diliyoruz.

Türk Hukuk Enstitüsü adına Genel Başkan Av.Ali Çelikkaya