BİR KISIM BAROLARIN TERÖR ÖRGÜTÜ İLE İLGİLİ OLDUĞU İDDİA EDİLEN TUTUKLAMALARA İLİŞKİN TALİHSİZ AÇIKLAMALARINA KARŞI BASIN AÇIKLAMAMIZ.

BİR KISIM BAROLARIN TERÖR ÖRGÜTÜ İLE İLGİLİ OLDUĞU İDDİA EDİLEN TUTUKLAMALARA İLİŞKİN TALİHSİZ AÇIKLAMLARINA KARŞI BASIN AÇIKLAMAMIZ. 
Kamuoyunun malumu olduğu üzeri bazı milletvekilleri bakımından Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren birtakım suçlardan dolayı yürütülen soruşturma kapsamında tutuklama kararı verilmiştir. Bu gelişme üzerine kamuoyuna yansıyan bazı tepkiler bizleri bu açıklamayı yapmaya mecbur bırakmıştır. Özellikle barolar gibi hukuki meslek örgütlerinin bu konuda yaptıkları bazı açıklamaları şaşkınlık içerisinde takip etmekteyiz. 
Bilindiği üzere “Zorla Getirme” ve “Tutuklama” koruma tedbirleri hem şartları hem de amaçları bakımından birbirinden ayrı iki farklı koruma tedbiridir. Çağrı üzerine gelmeyen şüpheli bakımından zorla getirme kararı uygulanabileceği CMK’nın 146. maddesinde açıkça düzenlenmiştir. Bununla birlikte tutuklama ve şartları ise CMK 100. madde ve devamında ayrıntılı bir biçimde düzenlenmiştir.
Söz konusu olayla ilgili olarak bilindiği üzere dokunulmazlıkları kaldırılan ilgili milletvekillerine yetkili merciler tarafından defalarca çağrı yapılmasına rağmen ısrarla ifade vermek için gitmemişler ve her fırsatta da gitmeyeceklerini alenen beyan etmişlerdir. Bu noktada sırtlarını terör örgütlerine dayadıklarını alenen beyan eden bu milletvekilleri açıkça Türk Adaletine meydan okumuşlardır. Buna rağmen Türk Yargısı bu kimselere karşı Anayasa’nın 10. maddesinde karşılığını bulan eşitlik ilkesine aykırı olacak şekilde fazlasıyla müsamaha göstermiş, ancak gösterilen bu müsamaha ilgili kişiler bakımından ısrarla kötüye kullanılmaya devam edilmiştir. 
Geldiğimiz son noktada ise Türk Yargısı yapması gerekeni yapmış ve ilgili kimseler bakımından uygulanması gereken hükümleri geç de olsa uygulamıştır. Ancak kamuoyunda; ilgililer hakkında verilen tutuklama kararlarının gerekçesinin “ilgili kişilerin çağrıya uymamaları olduğu" şeklinde yanlış bir algı oluşmuştur. İşin daha vahim tarafı ise olayın hukuki yönünü bilen/bilmesi beklenen bazı hukuki kurumlar da yaptıkları açıklamalarla kasti olarak bu algıyı kamuoyuna pompalamaya devam etmişlerdir. Halbuki ilgili kişilerin çağrı üzerine gelmemeleri verilen tutuklama kararlarının gerekçesi değildir. Tutuklama kararlarının gerekçeleri ilgili kişilerin “Terörle Mücadele Kanunu” kapsamına giren bir takım suçları işlediklerine yönelik kuvvetli suç şüphesinin bulunmasıdır. 
Hal böyle iken “tutuklamanın kanuni şartları oluşsa bile hakimin takdir yetkisinde kaldığını” ifade ederek tutuklamanın kanuni şartlarının oluştuğunu bir nevi kabul edip sonrasında bu “yanlıştan dönülmesi” gerektiğini ifade etmek en hafif değimi ile “hukuku adamına göre yontma” girişimidir. Açıkça eşitlik ilkesine ve temel hukuk mantığına aykırı olan böyle bir yaklaşımın bir hukuki meslek örgütü tarafından birtakım siyasi saiklerle kaleme alınmış olması ihtimali ise daha da vahim bir durumu işaret edecektir. 
Eğer söz konusu olayla ilgili olarak hukukun temel ilkelerine, meri mevzuata aykırı bir husus var ise bunun hukuki gerekçelerle gündeme getirilmesi gayet doğaldır hatta zaruridir. Ancak böyle bir husus yoksa olayın birtakım siyasi saiklerle sulandırılıp, eksik ve hatalı bilgilerle kamuoyu algısı yaratılarak Türk Yargısını baskı altına alma girişimlerinde bulunulması kabul edilemez. Hele ki böyle bir girişimin hukuk kurumları tarafından yapılması ise hiçbir şekilde kabul edilemez. 
Sonuç olarak; tıpkı tüm vatandaşlara uygulandığı gibi hukuk kurallarının dokunulmazlığı kaldırılmış ve suç işlediği hususunda kuvvetli şüphe bulunan kişilere karşı da uygulanmasını beklemek bir hukuk devletinde herkesin en doğal hakkıdır. Aksi takdirde kamuoyunda hukukun sadece belirli kişilere uygulandığı, belirli kişilere ise “dokunulmasının mümkün olmadığı” şeklinde algı oluşturulacaktır. Bizler hukukun temel ilke ve esasları ile yürürlükte bulunan mevzuata aykırı olmayan işlemlerin kişilerin makam ve mevkilerine bakılmaksızın eşit bir şekilde uygulanmasını beklediğimizi ve bu hususun da takipçisi olacağımızı, bunun ötesinde hukuka uygun olmayan yollardan negatif ya da pozitif yönde Türk Yargısını baskı altına alma girişimlerine de asla müsamaha edilmemesi gerektiği açıkça ifade ediyoruz.
Saygıdeğer hukuk camiasına ve Yüce Türk Milletine saygıyla arz olunur.