SURİYELİ SIĞINMACILARIN VATANDAŞLIĞA ALINMASINA İLİŞKİN HUKUKİ DEĞERLENDİRMEMİZ.

SURİYELİ SIĞINMACILARIN VATANDAŞLIĞA ALINMASINA İLİŞKİN HUKUKİ DEĞERLENDİRMEMİZ.

02.07.2016 tarihinde, Sayın Cumhurbaşkanı’nın, ülkemizde bulunan Suriye Arap Cumhuriyeti vatandaşı sığınmacıların, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını kazanmalarının kolaylaştırılacağına dair açıklaması Enstitümüz tarafından kaygı ile takip edilmiştir. 
Halihazırda, Geçici Koruma Yönetmeliği kapsamında, geçici koruma statüsü ile ülkemizde yaşamlarını idame ettiren Suriye Arap Cumhuriyeti vatandaşlarının, Türk vatandaşlığını kazanmalarının kolaylaştırılması, vatandaşlık hukuku ve iltica hukukunun temel esaslarına aykırılık teşkil edecektir.
Türk hukukunda, yabancı bir devlet vatandaşının doğum veya soybağı esasına göre Türk vatandaşlığını kazanamaması halinde başvurabileceği hukukî yol, yetkili makam kararı ile Türk vatandaşlığının kazanılmasıdır. Adi telsik olarak da adlandırılan bu yol ile Türk vatandaşlığının kazanılabilmesi için, öncelikle, 5901 Sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu m. 11/I-b hükmünde ifade edildiği üzere, yabancının, başvuru tarihinden geriye doğru Türkiye’de kesintisiz olarak beş yıl ikamet etmesi gerekmektedir. Bu ikametin nasıl olması gerektiğini gösteren Kanun’un Uygulama Yönetmeliği m. 16’da ise bu beş yıllık ikametin Türkiye’de yerleşme niyeti ile gerçekleşmesi gerektiği kabul edilmiştir.
Türk vatandaşlığını kazanmaları kolaylaştırılmak istenen Suriye Arap Cumhuriyeti vatandaşları, 28.04.2011 tarihinden itibaren ülkemize gelmiş bulunan yabancılardır. Bu kişiler, diğer yabancılardan farklı olarak, yerleşme niyeti aranmadan, geçici koruma statüsü ile ikamet izni aranmaksızın idarece Türkiye’de ikamet ettirilmektedir. Bu nedenle, Suriye Arap Cumhuriyeti vatandaşları, beş yıllık ikamet şartını sağlamış gibi gözükseler de, Kanun ve Yönetmelik’te aranan bu şartı kesinlikle sağlayamamaktadırlar. Bununla birlikte, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslar arası Koruma Kanunu’nda düzenlenen ve geçici korumaya nazaran daha etkili bir koruma sağlayan uluslararası koruma statülerinin dahi, beş yıllık ikamet şartını sağlamadığı bir durumda, adı üzerinde geçici koruma ile Türkiye’de bulunan herhangi bir devlet vatandaşının bu şartlardan muaf tutulması yahut mevcut ikamet sürelerinin yasal ikamet gibi değerlendirilmesi yabancılar hukukunun temel ilkelerine, devletin milletlerarası hukuktan kaynaklı egemenliğine ve milletlerarası hukuk kurallarına aykırılık teşkil edecektir.
Öyle ki, Milletlerarası Adalet Divanı’nın 1955 yılında almış olduğu Nottebohm kararında belirtildiği üzere, vatandaşlığı kazanmak isteyen kişi ile devlet arasında gerçek bir bağ bulunmalı, vatandaşlık bağının siyasi bir bağ olmasından kaynaklı olarak, kişi ile devlet arasında bir sadakat ilişkisinin varlığı da aranmalıdır. Sözkonusu Suriye Arap Cumhuriyeti vatandaşlarının muhtemel tabiiyetlerinin hukuki anlamda gerçek olabilmesi mümkün gözükmemektedir. Bugün yürürlükte olan Türk Vatandaşlığı Kanunu da isabetli olarak ikamet, sadakat, yerleşme niyeti gibi kavramlar açısından çağdaş vatandaşlık hukuku yaklaşımları üzerine bina edilmiştir. Kanun’da bu yaklaşımlar açıkça kabul edilmişken, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin neredeyse savaş halinde olduğu, hiçbir diplomatik ilişkisinin bulunmadığı Suriye Arap Cumhuriyeti vatandaşlarının ayrıcalıklı bir muameleye tabi tutulmak istenmesi, ağır sayılabilecek şartları sağlayarak ikamet izni ile Türkiye’de ikamet eden yabancılardan ayrı bir yere konulması, hukukî bir mantıkla izah edilemez. Ayrıca, Geçici Koruma Yönetmeliği hükümleri ile Türk vatandaşlarının sahip olduğu birçok haktan, halihazırda herhangi bir yükümlülük yerine getirmeden yararlanan Suriye Arap Cumhuriyeti vatandaşlarına böyle bir kolaylık tanınmasına yönelik isteğin altında açık bir bilgisizlik ve öngörüsüzlüğün yattığı aşikardır. Yine bu şekildeki günübirlik küçük hesaplarla devletlerin vatandaşlık ve yabancılar politikalarının belirlenmeyeceği de aklı başında her bireyin kabulü olmalıdır.
Tüm bu hususlarla birlikte, önemle belirtilmelidir ki, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı, çerçevesi kanunla çizilmiş, bir hukuk devletine yaraşır şekilde objektif şartlara bağlanmış bir hukuki statüdür. Bu hukukî statünün ve yetkili makam kararı ile Türk vatandaşlığının kazanılması halinin, daha önce hukuka aykırı olarak esnetildiğine şahit olduğumuz Türk vatandaşlığının istisnaî yoldan kazanılmasındaki gibi aşındırılmasına karşı çıkma görevi ise, özelde tüm hukukçuların genelde ise tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının üstüne düşmektedir.
Kamuouyuna saygı ile duyurulur. 
Türk Hukuk Enstitüsü
Adına
Genel Başkan
Av. Ali Çelikkaya