TBMM’de görüşülen "cinsel istismar düzenlemesine" yönelik basın açıklamamız

BASIN AÇIKLAMASI

 

  Kamuoyunun malumu olduğu üzere, 17.11.2016 tarihinde bir grup milletvekili tarafından  “Cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmaksızın 16/11/2016 tarihine kadar işlenen cinsel istismar suçunda, mağdur ile failin evlenmesi durumunda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesindeki koşullara bakılmaksızın hükmün açıklanmasının geri bıkılmasına, hüküm verilmiş ise cezanın infazının ertelenmesine karar verilmesi” şeklinde bir önerge verilmiştir.

  Bu önerge toplumsal vicdan bakımından ciddi tahribatlar yapmakla beraber hukuk tekniği bakımından da oldukça sorunludur. Şöyle ki; eğer problem çok az sayıda olmakla beraber bazı gerçek mağduriyetlerin giderilmesi ise bu durumda Türk Ceza Kanunu’nun 30. maddesinin 4. fıkrasındaki hüküm zaten bu problemleri çözecek niteliktedir. Ortada iki taraf açısından da gerçekten böyle bir mağduriyet söz konusu ise bunun çözümü yargılama aşamasında Türk Ceza Kanunu’nun “Haksızlık Yanılgısı” olarak ifade edilen 30. maddesinin 4. Fıkrasının uygulanması ile mümkündür. Bunun haricinde  “çocuğun da rızası”  temeline oturtulacak yaklaşım Türk Ceza Kanunu’nun teorisiyle de çelişecektir. Çünkü 5237 sayılı TCK; eski Türk Ceza Kanununda var olan ve ciddi toplumsal travmalara da neden olan cinsel suçlar bakımından “çocuğun rızası” kesinlikle bir hukuka uygunluk nedeni veya cezayı kaldıran bir sebep olarak kabul etmemektedir. Doğru bir yaklaşımla “15 yaşını tamamlamamış çocukların cinsel fiiller bakımından göstereceği her türlü rızanın hukuken geçerli bir rıza olmadığını” ve dolayısıyla hiçbir şekilde fiilin hukuka aykırılığını etkilemeyeceğini kabul etmiştir. Hal böyle iken böyle bir değişiklik yeni TCK’nın kazanımlarından geri dönmek demektir ki bu da asla kabul edilemez.

  Bu hususun bir de evlilik ile birlikte düşünülmesi eski kanun döneminde karşımıza çıkan “cinsel saldırı suçunun failiyle mağdurunun zorla evlendirilmesi” hususlarını tekrar gündeme taşıyacaktır. Bu husus insan onuru ile bağdaşmamasıyla birlikte teknik olarak hem Türk Ceza Kanunu bakımından hem de Türk Medeni Kanunu bakımından başka teknik sorunlara da neden olacaktır. Örneğin; Birden fazla faille “rızası!” ile cinsel ilişkiye giren bir çocukla tek bir fail evlenirse ne olacaktır? Diğerinin de cezası düşecek midir? Veya aralarında evlilik yasağı bulunan kişiler arasında gerçekleşen istismarda ne şekilde hareket edilecektir? İstismar, evli bir kişi tarafından gerçekleştirilmişse ne olacaktır? Yasa sadece bir defaya mahsus ve geçmişe yönelik fiilleri kapsıyor diyerek bu sorunları görmezden gelmek mümkün değildir. Böyle bir uygulamanın tartışmaya açılması dahi adalet duygularını ve insan onurunu yaralayacaktır.

  Bu elim yanlıştan bir an önce dönülmesini, aksi takdirde bu tarihi yanlışı yapanların önce Yüce Türk Milletinin Vicdanında sonra da İlahi Adalet önünde hesap vermesinin kaçınılmaz olduğunu, Yüce Türk Milletine ve saygıdeğer Hukuk Camiasına arz ederiz.

 

TÜRK HUKUK ENSTİTÜSÜ